30 Ocak 2016 Cumartesi


            Yalnız             

 
 
Yalnız. Yalın, acınası, zarif bir kelime.. Sanki sadece acıyla yoğrulmuşların hakkettiği, semtimize uğramaz sandığımız bir halin öznesi.  Halbuki her ayaklarımızı karnımıza çekip ana rahmine özlemi duyumsadığımızda iliklerimize kadar hissettiğimiz sövdüğümüzdür yalnızlık. Bir yerlerde duymuştum yalnızlığı hiç yalnız kalmayanlar sever diye. Yalnızlığa sevdanı ispat etmek için etrafındakilerden arınıp sahici bir yalınlığa sürüklenmeye gerek yok aslında. Çünkü sanıldığının aksine yalnızlık içine girilen bir halden çok uzaktır, yalnızlık insanın yalınlığının biricikliğinin hediyesidir. Hiç kimsenin hiç kimseye benzeyemeyeceğin kanıtıdır. Kırgınsak ya da kırdıysak, yalnızlığa öfkeleniriz sanki ondan gelmiş gibi sevdiklerimize hasret.

İnsanlarla akan bir caddenin tam ortasında duran bir adam resmi vardır modernleşmeye kin güden her yazıda, nereye gideceğini, ne söyleyeceğini, hatta insanlara uyup gitmeyi dahi unutmuş bir adamın resmi. Derler ki modern yalnızlık çokçanın yanında azca kalmaktır. Yabancı bir memlekette hiç rastlamadığın kelimelerin sağır edici vurgularla söylendiği bir masanın ortasında susamışsın gibi. Hayır bahsettiğim yalnızlık bu da değil, bunlar yalnızlığı karalama kampanyasından başka bir şey değil. İnsan sevdikleriyle çok sevdiği bir sohbetin ortasında da bile isteye seve seve yalnızdır. Düşünelim ki yârin yanında yalnız değiliz susmuyoruz da bir sessizliği paylaşıyor değiliz, hatta sevgi yarıştırıyoruz tam o anda, gülüşünü, öpüşünü, sevişini, her şeyini, saçını, kirpiğini, her zerresini nasıl ezbere bildiğimizi anlatıyoruz, yanlış anlaşılmasın, niyetimiz asla yâri etkilemek değil, o da aynısı olmasa bile bizi bunca sevsin istiyoruz. İşte tam bu anda bir sevdayı haykırırken dahi her zamankinden daha yalnızız, mutlu sona yaklaştıkça da artmakta, intihara sürüklenirken de artmakta bir otel odasında. İnsan yalnız değilse nasıl bilir sevip sevmediğini, insan kendini alıp karşısına konuşmazsa nereden bilir kendi diye birinin var olup olmadığını. İnsan dinlemezse kendini yalnızlığını inkar ederse bir hayalden ibaret olup olmadığını nasıl anlayabilir..

Yaşamak bir hayalden ibarettir oysa, insan her şeyiyle gerçek. Günahıyla sevabıyla gerçek, yanlışıyla doğrusuyla gerçek.. Kimselerin olmadığı bir yerde düşman edindiğiniz birine sövdünüz, kimsecikler de yok dediniz daha ileri gittiniz, şu şekilde sıksam boğazını ya da bir kaşık su doldurup boğmaya kalksam, yine kimsecikler olmasa sürükleye sürükleye atsam bir çöplüğe, tasarladınız daha da. Ama yapmadınız yani o adamı bir yerlerde vurup kırıp parçalamadınız. Yine de sizin o kapkaranlık odada kimseciklerin duymadığını sandığınız o odada tüm kelimeleriniz tüm kirleriniz asılı kaldı havada, yani sizin art niyetiniz harekete geçirmeye yetecek kadar kuvvetli olmasa da gerçek. Ancak yaşadığımız ismimizi kazımak için canla başla uğraşsak da hayal. Mesela şuanın size gerçekliğini yani akıp gitmediğini bu anı elinizde tutabildiğinizi ne ispatlayabilir? Akıp giden bir yazıdan daha fazlasına ihtiyacınız var. Ya çok acımanız ya çok acıtmanız ya da mutluluğu gözünüzden taşırmanız gerekli şuanı ispat için kendinize.

Şimdi yalnızlık bunun neresinde yani gerçekliğimizle hayalimizin neresinde? Yalnızlık uzaması ve kısalması bitmeyen bir ip gibi usanmadan toparlamaya çalışıyor bizi. Diyor ki dur sus konuş yap uğraş didin vazgeçme ya da vazgeç. Bir şeyler diyor yalnızlığımız. Diyor ki yalınsın ne yaparsan yap çoğalamazsın. Senden doğan bir çocuk dahi sen değilken yani o da senden ayrı bir yalnızlığın öznesiyken; sen yalnız olmadığına nasıl inanırsın? Yalnızlığınla savaş niye, sırf kulakların sağır olsun diye boğazını yırtarcasına havadan sudan konuşmak niye, sanki sen güneşe küstün diye bulutlar sarmalayacak seni, sanki sen su içmekten vazgeçtin diye yağmur bir yolunu bulup toprağa karışmayacak.. Yani diyor ki yalnızlığımız sakinleş ve dinle. Gününden ya da saatinden şu kadarını kendime ayıracağım zırvalıklarından vazgeç. Her an senin, her an yalnızlığının. Hüznünü ve mutluluğunu doya doya hazmede hazmede yaşa. Bir işi yaparken de bir diyeti öderken de kendinle yap kendinle öde. Ruhun seni terk etmiş gibi davranma. Sıkıntılarını yorgunluklarını dinle mutsuzsan niye mutsuzum demeden değiştir seni mutsuz edeni. Her anın hayalken her anın senin de olabilir böylece. Hem her an hayalken yaşamayı hissetmeyi ertelemek niye? Her hayalin ertesi gelir mi ki?

Yalnızlığa en iyi yalnızlık gelir, der yalnızlık sonunda. Bir başka yalnızlığa duyduğu hasretle..
                                              
                                                                                       

                                                                                  Selva K.


 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder