HİKMET BENOL POYRAZ KARAYEL’E
KARŞI
Blogda ilk okumamız Tehlikeli Oyunlar’a
nasipmiş, yazıya başlarken belirtmek isterim ki kitabın ortalarındayım ama
kitabın en başından beri kitabın ana karakteri Hikmet Benol’la Poyraz Karayel’i
karşılaştırırken buluyorum kendimi. Yazacaklarımdan gerçekten kaliteli bir dizi
olan Poyraz Karayel’e- hani şu sadece yabancı dizi ve belgesel izleyen
kitledenmişçesine-yukarıdan baktığım zannedilmesin aksine yerli dizilerden bir
türlü vazgeçemiyorum. Diziyi izleyenlerin bildiği gibi son derece zeki ve
yaramaz bir adam Poyraz, yer yer Ayşegül’e olan aşkı biz seyirciler uzun bir
off çektiriyor, her tehlikeden bir şekilde sıyrılmayı başarmasının arkasında
maalesef cesareti yok, onun gözünü ancak sevdikleri karartabiliyor, Poyraz’ın
zekası buna da çoğu şeye olduğu gibi engel. Tam bir Oğuz Atay müptelası olan
Poyraz en çok Ayşegül’ün dizlerinde seviyor satırlara gömülmeyi.. Dizinin
girişinde ya da sonunda Tehlikeli Oyunlar’dan uyarlanıp uyarlanmadığı hakkında
bir bilgi var mı dikkat etmedim. Ancak sadece ana karakterler değil
çevrelerinden de bir çok uyarlama dikkatimizi çekiyor, Albayım sizce de öyle
değil mi? Mesela Poyraz’ın apartmanı doğrudan kitaptan fırlamış gibi, zaten o
güzel birliktelik ancak bir kitabın satırlarından dünyamıza bunca gerçek ve
bunca hayalle gelebilir.
Oğuz Atay’dan ilk olarak
Korkuyu Beklerken’i – kitabı ikinci el bir kitapçıdan biraz mahzun edinmiştim-okuyup
uslubuna, bizi pek kale almayan satırlarına aşık olmuştum. Bir manifesto gibi
sıralanmıştı kelimeler, devrine isyankar, alaycı bir hali vardı. Koşarak
Tutunamayanlar’ı edindim sanki haddimmiş gibi, Allah’tan abim benden önce
davrandı, otuz yaşında okumayı seven bir adamı dahi dağıtan bir kitap olması
hasebiyle kendilerini bi miktar iteliyorum. Bu cümleler benim kısa Oğuz Atay
maceram denebilir eğer hala Oğuz Atay’dan birkaç satır okumadıysanız şu yazıyı
burada sahipsiz bırakıp hemen Oğuz Atay’la dehşete uğrayın derim.
Poyraz’ın kendini
kaybederek attığı tiratlardan birine denk geldiyseniz, hemen hepsi yani
izlediklerimin hepsi, Oğuz Atay kokuyor, senaristlerinin çok sevip benimsediği aşikâr.
İşte senaryoya akıtılan bu satırlar diziye tam bir kalite katıyor. Şimdi asıl
soruya gelelim Oğuz Atay’dan zerre zerre akıtılan bu satırlar bile bir diziyi
böyle efsunlu hale getiriyorsa, Oğuz Atay’ın bir romanı, insanı nasıl duvardan
duvara çarpmasın? Zaten bu yüzden kitaplarını okuduktan sonra diziye ancak
senaristlerin kondurduğu yan karakterler için devam edebileceksiniz, Poyraz çok
yalan gelecek maalesef.
Hikmet Benol nasıl bir
adam peki, hepimiz Poyraz’ı az buçuk tanıyorken, Hikmet, Poyraz kadar olmasın,
zeki ve haylaz bir adam, ancak toplumun dışında kalışı onun zekâsını örtmesine
yol açıyor, belki de zekâsını bir türlü nakde çevirmediği için böyle izlenim
veriyor bana. Hikmet de çoğu kez ifade ediyor, aslında tüm yoksunluğunun, bir
mecburiyetten çok seçenek olduğunu, nefes alacak kadar yaşamanın peşinde hep,
mutluluk oyunları oynayacak kadar hevesi yok hayata karşı. Soğuk ve boğuk bir
hayatı var hayatına giren kadınların dahi ısıtamayıp, büsbütün yalnız kıldığı
bir türlü toparlayamadığı.. Bakın tam bir Poyraz vakası, toparlanamayan bir
hayat. Dizide bir mafya faktörü de var, ancak Hikmet’in tek odalı evine perde
almaya dahi cesaretinin olmayışını göz önüne alırsak, bırakın mafyanın koynuna
yılan niyetine gizli polis olarak girmesi noterde sekreter olması bile
düşünülemez.
Karakterler kitaptan, yer
yer sızarken olayların reyting gazabına uğradığını söyleyebilirim. İşin içine
mafyaydı, aşktı, çarpık ilişkiydi katmadan olmuyor, malum vahşi dizi coğrafyası.
Halbuki Hikmet Benol şahsında Oğuz Atay, tek düze, entrikasız hayatlarımızın,
yalan dolan olmaktan başka hiçbir işe yaramadığını sergilemekte, daha fazla
oyuna entrikaya gerek yok. Kitap için, oyun içinde oyun diyebiliriz. Geçen her
isim her olay her olgu için, ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğunu
merak ediyorum. Her satırını araştırmak istemekle birlikte, Oğuz Atay’ın
gerçekliğini araştırabileceğimiz bir mecra henüz bulunamadı. Örnek vermek
gerekirse, sayfa 229’un son paragrafında Hikmet mi konuşuyor yoksa Oğuz Atay mı
bir türlü anlayamadım. Şimdi yazarın bir karakterde soluk bulması kadar doğal
ne olabilir ki diyeceksiniz, Oğuz Atay her kitabında bir karakter şahsında bize
içini döküyor diyeceksiniz, hayır efendim alakası yok, bahsettiğim paragrafı ve
devamını okursanız kafamı neyin karıştırdığını anlayacaksınız. Yazar öyle
şeyleri dile getiriyor ki, bizimle alay mı ediyor yoksa ciddi mi, anlamakta
güçlük çekiyoruz ya da sadece ben güçlük çekiyorum J Oğuz Atay’ı işte bu
yüzden çok seviyorum, insanı istemese de, nöronları arası ağ da tutmuş olsa,
düşünmeye sevk ediyor. İnce ince belki bir miktar aşağılayarak tüm
ahmaklığımıza ışık tutuyor. Hikmet’in şahsında gündelik oyunlarımızın çocuk oyunlarından
pratikte hiçbir farkı olmamakla birlikte, mana itibariyle onlar kadar masum
olamadığını hatırlatıyor bize..
Oğuz Atay’ı size anlatmak
haddim değil, zaten onu eleştirebilecek bir otorite olsaydım, şu yazının hiçbir
kıymeti kalmazdı, sizler benim kitaplarımı kitap listenize almış olurdunuz.
Ancak Hikmet Benol ile Poyraz Karayel tam dişime göre. Onları seyredip okuyup
hayal ediyorum son bir aydır. Kitabın bitmesine az biraz sayfa kaldı, yazıda
olay akışı belirtmeyeceğimi buraya kadar anlamışsınızdır. Sadece kitabı ve
diziyi bir miktar merak edin istedim. Daha çok yazasım konuşasım var kitapla
ilgili, sorularınızı, kitabı okuduktan sonra da muhabbetinizi bekliyorum. Ne
güzel demiş Cemil Meriç ‘’Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.’’, eğer
hala kitabı okumadıysanız İletişim yayınlarının baskısının önsözünü sonsöz
olarak okumanızı tavsiye ederim, herkes benim kadar anlayışlı değil zira kitabın
sonunu, daha başını bilmeden size söyleyiveriyorlar. E hadi afiyet olsun
efendim..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder