21 Şubat 2016 Pazar

HİKMET BENOL POYRAZ KARAYEL’E KARŞI
 
   Blogda ilk okumamız Tehlikeli Oyunlar’a nasipmiş, yazıya başlarken belirtmek isterim ki kitabın ortalarındayım ama kitabın en başından beri kitabın ana karakteri Hikmet Benol’la Poyraz Karayel’i karşılaştırırken buluyorum kendimi. Yazacaklarımdan gerçekten kaliteli bir dizi olan Poyraz Karayel’e- hani şu sadece yabancı dizi ve belgesel izleyen kitledenmişçesine-yukarıdan baktığım zannedilmesin aksine yerli dizilerden bir türlü vazgeçemiyorum. Diziyi izleyenlerin bildiği gibi son derece zeki ve yaramaz bir adam Poyraz, yer yer Ayşegül’e olan aşkı biz seyirciler uzun bir off çektiriyor, her tehlikeden bir şekilde sıyrılmayı başarmasının arkasında maalesef cesareti yok, onun gözünü ancak sevdikleri karartabiliyor, Poyraz’ın zekası buna da çoğu şeye olduğu gibi engel. Tam bir Oğuz Atay müptelası olan Poyraz en çok Ayşegül’ün dizlerinde seviyor satırlara gömülmeyi.. Dizinin girişinde ya da sonunda Tehlikeli Oyunlar’dan uyarlanıp uyarlanmadığı hakkında bir bilgi var mı dikkat etmedim. Ancak sadece ana karakterler değil çevrelerinden de bir çok uyarlama dikkatimizi çekiyor, Albayım sizce de öyle değil mi? Mesela Poyraz’ın apartmanı doğrudan kitaptan fırlamış gibi, zaten o güzel birliktelik ancak bir kitabın satırlarından dünyamıza bunca gerçek ve bunca hayalle gelebilir.
Oğuz Atay’dan ilk olarak Korkuyu Beklerken’i – kitabı ikinci el bir kitapçıdan biraz mahzun edinmiştim-okuyup uslubuna, bizi pek kale almayan satırlarına aşık olmuştum. Bir manifesto gibi sıralanmıştı kelimeler, devrine isyankar, alaycı bir hali vardı. Koşarak Tutunamayanlar’ı edindim sanki haddimmiş gibi, Allah’tan abim benden önce davrandı, otuz yaşında okumayı seven bir adamı dahi dağıtan bir kitap olması hasebiyle kendilerini bi miktar iteliyorum. Bu cümleler benim kısa Oğuz Atay maceram denebilir eğer hala Oğuz Atay’dan birkaç satır okumadıysanız şu yazıyı burada sahipsiz bırakıp hemen Oğuz Atay’la dehşete uğrayın derim.
Poyraz’ın kendini kaybederek attığı tiratlardan birine denk geldiyseniz, hemen hepsi yani izlediklerimin hepsi, Oğuz Atay kokuyor, senaristlerinin çok sevip benimsediği aşikâr. İşte senaryoya akıtılan bu satırlar diziye tam bir kalite katıyor. Şimdi asıl soruya gelelim Oğuz Atay’dan zerre zerre akıtılan bu satırlar bile bir diziyi böyle efsunlu hale getiriyorsa, Oğuz Atay’ın bir romanı, insanı nasıl duvardan duvara çarpmasın? Zaten bu yüzden kitaplarını okuduktan sonra diziye ancak senaristlerin kondurduğu yan karakterler için devam edebileceksiniz, Poyraz çok yalan gelecek maalesef.
Hikmet Benol nasıl bir adam peki, hepimiz Poyraz’ı az buçuk tanıyorken, Hikmet, Poyraz kadar olmasın, zeki ve haylaz bir adam, ancak toplumun dışında kalışı onun zekâsını örtmesine yol açıyor, belki de zekâsını bir türlü nakde çevirmediği için böyle izlenim veriyor bana. Hikmet de çoğu kez ifade ediyor, aslında tüm yoksunluğunun, bir mecburiyetten çok seçenek olduğunu, nefes alacak kadar yaşamanın peşinde hep, mutluluk oyunları oynayacak kadar hevesi yok hayata karşı. Soğuk ve boğuk bir hayatı var hayatına giren kadınların dahi ısıtamayıp, büsbütün yalnız kıldığı bir türlü toparlayamadığı.. Bakın tam bir Poyraz vakası, toparlanamayan bir hayat. Dizide bir mafya faktörü de var, ancak Hikmet’in tek odalı evine perde almaya dahi cesaretinin olmayışını göz önüne alırsak, bırakın mafyanın koynuna yılan niyetine gizli polis olarak girmesi noterde sekreter olması bile düşünülemez.
Karakterler kitaptan, yer yer sızarken olayların reyting gazabına uğradığını söyleyebilirim. İşin içine mafyaydı, aşktı, çarpık ilişkiydi katmadan olmuyor, malum vahşi dizi coğrafyası. Halbuki Hikmet Benol şahsında Oğuz Atay, tek düze, entrikasız hayatlarımızın, yalan dolan olmaktan başka hiçbir işe yaramadığını sergilemekte, daha fazla oyuna entrikaya gerek yok. Kitap için, oyun içinde oyun diyebiliriz. Geçen her isim her olay her olgu için, ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğunu merak ediyorum. Her satırını araştırmak istemekle birlikte, Oğuz Atay’ın gerçekliğini araştırabileceğimiz bir mecra henüz bulunamadı. Örnek vermek gerekirse, sayfa 229’un son paragrafında Hikmet mi konuşuyor yoksa Oğuz Atay mı bir türlü anlayamadım. Şimdi yazarın bir karakterde soluk bulması kadar doğal ne olabilir ki diyeceksiniz, Oğuz Atay her kitabında bir karakter şahsında bize içini döküyor diyeceksiniz, hayır efendim alakası yok, bahsettiğim paragrafı ve devamını okursanız kafamı neyin karıştırdığını anlayacaksınız. Yazar öyle şeyleri dile getiriyor ki, bizimle alay mı ediyor yoksa ciddi mi, anlamakta güçlük çekiyoruz ya da sadece ben güçlük çekiyorum J Oğuz Atay’ı işte bu yüzden çok seviyorum, insanı istemese de, nöronları arası ağ da tutmuş olsa, düşünmeye sevk ediyor. İnce ince belki bir miktar aşağılayarak tüm ahmaklığımıza ışık tutuyor. Hikmet’in şahsında gündelik oyunlarımızın çocuk oyunlarından pratikte hiçbir farkı olmamakla birlikte, mana itibariyle onlar kadar masum olamadığını hatırlatıyor bize..
Oğuz Atay’ı size anlatmak haddim değil, zaten onu eleştirebilecek bir otorite olsaydım, şu yazının hiçbir kıymeti kalmazdı, sizler benim kitaplarımı kitap listenize almış olurdunuz. Ancak Hikmet Benol ile Poyraz Karayel tam dişime göre. Onları seyredip okuyup hayal ediyorum son bir aydır. Kitabın bitmesine az biraz sayfa kaldı, yazıda olay akışı belirtmeyeceğimi buraya kadar anlamışsınızdır. Sadece kitabı ve diziyi bir miktar merak edin istedim. Daha çok yazasım konuşasım var kitapla ilgili, sorularınızı, kitabı okuduktan sonra da muhabbetinizi bekliyorum. Ne güzel demiş Cemil Meriç ‘’Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.’’, eğer hala kitabı okumadıysanız İletişim yayınlarının baskısının önsözünü sonsöz olarak okumanızı tavsiye ederim, herkes benim kadar anlayışlı değil zira kitabın sonunu, daha başını bilmeden size söyleyiveriyorlar. E hadi afiyet olsun efendim..
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder