Yalnız
Yalnız.
Yalın, acınası, zarif bir kelime.. Sanki sadece acıyla yoğrulmuşların
hakkettiği, semtimize uğramaz sandığımız bir halin öznesi. Halbuki her ayaklarımızı karnımıza çekip ana
rahmine özlemi duyumsadığımızda iliklerimize kadar hissettiğimiz sövdüğümüzdür
yalnızlık. Bir yerlerde duymuştum yalnızlığı hiç yalnız kalmayanlar sever diye.
Yalnızlığa sevdanı ispat etmek için etrafındakilerden arınıp sahici bir
yalınlığa sürüklenmeye gerek yok aslında. Çünkü sanıldığının aksine yalnızlık
içine girilen bir halden çok uzaktır, yalnızlık insanın yalınlığının
biricikliğinin hediyesidir. Hiç kimsenin hiç kimseye benzeyemeyeceğin
kanıtıdır. Kırgınsak ya da kırdıysak, yalnızlığa öfkeleniriz sanki ondan gelmiş
gibi sevdiklerimize hasret.
İnsanlarla
akan bir caddenin tam ortasında duran bir adam resmi vardır modernleşmeye kin
güden her yazıda, nereye gideceğini, ne söyleyeceğini, hatta insanlara uyup
gitmeyi dahi unutmuş bir adamın resmi. Derler ki modern yalnızlık çokçanın
yanında azca kalmaktır. Yabancı bir memlekette hiç rastlamadığın kelimelerin
sağır edici vurgularla söylendiği bir masanın ortasında susamışsın gibi. Hayır
bahsettiğim yalnızlık bu da değil, bunlar yalnızlığı karalama kampanyasından
başka bir şey değil. İnsan sevdikleriyle çok sevdiği bir sohbetin ortasında da
bile isteye seve seve yalnızdır. Düşünelim ki yârin yanında yalnız değiliz
susmuyoruz da bir sessizliği paylaşıyor değiliz, hatta sevgi yarıştırıyoruz tam
o anda, gülüşünü, öpüşünü, sevişini, her şeyini, saçını, kirpiğini, her
zerresini nasıl ezbere bildiğimizi anlatıyoruz, yanlış anlaşılmasın, niyetimiz
asla yâri etkilemek değil, o da aynısı olmasa bile bizi bunca sevsin istiyoruz.
İşte tam bu anda bir sevdayı haykırırken dahi her zamankinden daha yalnızız, mutlu
sona yaklaştıkça da artmakta, intihara sürüklenirken de artmakta bir otel
odasında. İnsan yalnız değilse nasıl bilir sevip sevmediğini, insan kendini
alıp karşısına konuşmazsa nereden bilir kendi diye birinin var olup olmadığını.
İnsan dinlemezse kendini yalnızlığını inkar ederse bir hayalden ibaret olup
olmadığını nasıl anlayabilir..
Yaşamak
bir hayalden ibarettir oysa, insan her şeyiyle gerçek. Günahıyla sevabıyla
gerçek, yanlışıyla doğrusuyla gerçek.. Kimselerin olmadığı bir yerde düşman
edindiğiniz birine sövdünüz, kimsecikler de yok dediniz daha ileri gittiniz, şu
şekilde sıksam boğazını ya da bir kaşık su doldurup boğmaya kalksam, yine
kimsecikler olmasa sürükleye sürükleye atsam bir çöplüğe, tasarladınız daha da.
Ama yapmadınız yani o adamı bir yerlerde vurup kırıp parçalamadınız. Yine de
sizin o kapkaranlık odada kimseciklerin duymadığını sandığınız o odada tüm
kelimeleriniz tüm kirleriniz asılı kaldı havada, yani sizin art niyetiniz
harekete geçirmeye yetecek kadar kuvvetli olmasa da gerçek. Ancak yaşadığımız
ismimizi kazımak için canla başla uğraşsak da hayal. Mesela şuanın size gerçekliğini
yani akıp gitmediğini bu anı elinizde tutabildiğinizi ne ispatlayabilir? Akıp
giden bir yazıdan daha fazlasına ihtiyacınız var. Ya çok acımanız ya çok
acıtmanız ya da mutluluğu gözünüzden taşırmanız gerekli şuanı ispat için
kendinize.
Şimdi
yalnızlık bunun neresinde yani gerçekliğimizle hayalimizin neresinde? Yalnızlık
uzaması ve kısalması bitmeyen bir ip gibi usanmadan toparlamaya çalışıyor bizi.
Diyor ki dur sus konuş yap uğraş didin vazgeçme ya da vazgeç. Bir şeyler diyor
yalnızlığımız. Diyor ki yalınsın ne yaparsan yap çoğalamazsın. Senden doğan bir
çocuk dahi sen değilken yani o da senden ayrı bir yalnızlığın öznesiyken; sen
yalnız olmadığına nasıl inanırsın? Yalnızlığınla savaş niye, sırf kulakların
sağır olsun diye boğazını yırtarcasına havadan sudan konuşmak niye, sanki sen güneşe
küstün diye bulutlar sarmalayacak seni, sanki sen su içmekten vazgeçtin diye
yağmur bir yolunu bulup toprağa karışmayacak.. Yani diyor ki yalnızlığımız
sakinleş ve dinle. Gününden ya da saatinden şu kadarını kendime ayıracağım
zırvalıklarından vazgeç. Her an senin, her an yalnızlığının. Hüznünü ve
mutluluğunu doya doya hazmede hazmede yaşa. Bir işi yaparken de bir diyeti öderken
de kendinle yap kendinle öde. Ruhun seni terk etmiş gibi davranma.
Sıkıntılarını yorgunluklarını dinle mutsuzsan niye mutsuzum demeden değiştir
seni mutsuz edeni. Her anın hayalken her anın senin de olabilir böylece. Hem
her an hayalken yaşamayı hissetmeyi ertelemek niye? Her hayalin ertesi gelir mi
ki?
Yalnızlığa
en iyi yalnızlık gelir, der yalnızlık sonunda. Bir başka yalnızlığa duyduğu
hasretle..